
“Gülüşüyle huzur bulduğum genç kıza…”
Bak bu resmin daha da güzel. Tıpkı diğerleri gibi. Bakışlarını pek seçemiyorum gibi bu resimde. Oysa her resme lütfet bakışlarını. Çünkü bakışların, korkulu bir gecede görülen kabuslardan sonra, sarı güneş ışıklarına kavuşmak gibi bir şey. O nasıl bakışlar öyle. Bence teşekkür etmelisin Tanrı’ya. Bu denli sıcak, içten ve güzel bakışlara sahip olduğun için…
Ne ise konumuza dönelim o vakit. Hangi konuya mı? Bilmiyorum. Belki kendi içimde yaşadığım karanlıklardan ve korkulardan bahsederim sana. Çünkü anlatmak istiyorum. anlatmak güzel. İçindekileri herhangi bir şekilde çıkartmak en güzeli inan bana. Çıkmalı aklımdan bunlar. Çünkü içimi derinden acıtıyorlar. Eritip, bitiriyorlar.
Plansız, programsız ve nereye gittiği belirsiz bir hayata sahip olmanın o korkutucu hüznünü yaşıyorum. Ayrıca yazıyorum. Çünkü anlattıklarım yazıyla değerleniyor. Konuştuğum zaman insanların başını ağrıtıyorum bunun farkındayım. Biraz sesim yüksek çıkıyor. O yüzden bana hayat yazmayı öğretti. Elime bir kalem verdi ve tozlu masama beyaz bir yaprak bıraktı. “Al yazmaya başla” dedi. İlk olarak içimden geldiği gibi yazmaya başladım. Sonra “dur” dedi. “Ne var ne oluyor” dedim, “yazıyorum işte, lütfen rahat bırak beni” deyip yazmaya koyuldum. Sonra hayat hiddetle masama vurdu; “Eğer kelimelerine biraz edebiyat katarsan, söylemek istediklerini seni dinlemeyen insanların kalbine nakşedersin” dedi. Sonra edebiyat denizine açıldım. Hala kıyılardayım.
Şimdi sana, ne için yazıyorum bilmiyorum. Sanırım yazmak istediğim için yazıyorum. Hem her şeyde illa ki, mantıklı bir şeyler aramamak geliyor. İşte içimden geldi ve yazdım. Bunu çok fazla kurcalamamak sadece satırların tadını çıkarmak gerekiyor.
Az önce daha iyi gidiyordum yazarken. Ama nedense ne için yazdığımı düşündüm ve aklım bulandı. Zaten bu aralar “neden” sorusunu çok sorar oldum. “Neden yazıyorum“, “neden yaşıyorum“, “neden aşık oluyorum“, “neden iş yerimdeki samimiyetsiz insanlarla, samimiyetsiz kavgalar ediyorum” gibi. İlginçtir soruların cevabını da kendimde arıyorum. Ne kadar aptalca! Ama bir fikir var aklımda. Ara ara kutsal kitabı göz gezdiriyorum. Nasıl olsa yaratanın sözü. Elbet bir iki ipucu vardır değil mi? Var olduğundan eminim… Ama daha içten olamıyorum kutsal kitapla. Deneyeceğim…
Şimdi evimin, hafif karanlık ve serin odasında yazarken sana, az sonra çıkacağım yolcuğu düşünüyorum. Gürültü bir tren yolculuğu. Mutlaka bir şeyler okurum. Çünkü akşamları tren camından karanlıktan ve ara ara görülen ışıklardan başka bir şey yok. Muhtemelen ya okuyacağım, ya da derin düşüncelere dalacağım gelecekle ilgili.
Dürüst olmak çok zor! Bu da nereden çıktı deme bana. Şu an aklıma, gelen ama daha satırlara yansımaya cüret edemeyen düşünceler var. Gerçi bu benim dürüst olmadığım anlamına gelmez. Ama şu an, gülüşüne bir çok şey feda edilecek insan, insanların göreceli doğrularını kendileri yarattığı bu dünyada, dürüst olmak zor zanaat…
Ama sana karşı dürüst olacağım. Sonucu ne olursa olsun. Çünkü bunu hak ediyorsun sen. Sen bana öyle güzel bakerken, hiç bir şey olmazsa bile, o bakışların hatrına, cümlelerimi yalanlardan ayıklarım teker teker, hiç üşenmeden.
Aslına bakarsan bu aralar pek dertliyim. İnsanları anlamaya çalışıyorum. Şöyle oturup, keçi sakalını kaçıyan bir filozof edasıyla, “bu insanın derdi ne?” ya da “yaptığı bu tür eylemler neyin yansıması, bilinçaltında herkesten -kendisinden bile- gizlediği şey ne?” gibi sorular soruyorum. Yorgunum, yordu insanların bitmek bilmeyen ihtirasları, lütfen bana yardım et. Hatta dua et. Duana ihtiyacım var.
Gerçi ben küçüklüğümden beri inanmazdım duaya. Ne bileyim, ederdim duamı ama nasıl olsa kabul olunmaz edası, hali vardı bende. Sanırım bu duayı ettiğim varlığa samimiyetsizliğimi gösteriyordu.
Şimdi içimde kaçtığım bir aşık olmak isteğiyle, finale geldim hikayemin. Gözlerim yorgun, aklım bulanık. Bulmak istediğimi aramanın peşinde koşuyorum, arkama bakmadan….
Gülüşün kaybolmasın….
Recent Comments