-tez gelesin babacığım elin kızı yas mı tutar-
Anneme de söyledim baba, hani ayrı bir hayat kuracaktım kendime… kendi doğrularımla yaşadığım sözde özgür bir hayat.
Şimdi bağrı güneşten yanmış, elleri nasır tutmuş, çalışkan, bize her gün o dönemin popüler çikolatasından getiren, -yine annem gibi- kendinden önce çocuklarını düşünen koca yürekli adam; eserin hayata tutunma çabasında dualarını bekliyor.
Hiç unutmadım, sünnetimizde sabaha kadar başımızda durduğunu, yeni aldığın bisikletin selesinden tutup bana bisiklet öğretmeye çalıştığın o günleri. Biliyorum bisiklete binmeyi geç öğrendim. Yaşamayı da, nefes almayı da, aşık olmayı, sorumluluk almayı, söz dinlemeyi, inanmayı ve hayatta senin bir an öğretmek istediğin ne varsa hepsini geç öğrendim.
Şimdi anlıyorum ki, hayat aslında benim ergenlik dönemde algıladığımdan çok farklıymış baba… ya da hayat yine aynı masumluğunu koruyor da, bizler mi acımasızlaşıyoruz acaba? Bütün bu hırs, bu rekabet nedir baba? Bana yine öğretir misin bunları?
Artık o sevdiğin türküdeki gibi, rengi gözümde soldu artık dünyanın. Üzülme bu bir kaybediş ve umutsuzluk değil aslında. Ve aslında rengi gözümde solması dünyanın benim yeni ve daha umutlu bir başlangıcım baba. Çünkü baştan beri yüzüme yalan gülüyormuş meğer dünya. Hani ara ara bana şakayla karışık sorduğun kızların hepsi, aslında türlü beklentiler içinde, samimiyetsiz sevgilerde… Sırf bu dünyanın hayhuyu yüzünden zamanında tartıştığımız için çok üzgünüm baba. Ama şimdi nasıl da kabul ediyorum acizliğimi. Şöyle bakıyorum da, aslında haklısın yine en baştan beri; şimdi senin demene hacet kalmadan ben sana diyorum ki baba, sen hala varsın ki, sağ olasın baba, ben hala çocuğum, çocuğunum. Hala bilmediğim, hala görmediğim, hala senden öğreneceğim o kadar çok şey var ki… Şimdi baba, aslında bunun tüm pişmanlığımı içten içe yaşıyorum. Hayata kırgınım yalandan yüzüme güldüğü için , sana da mahcubum… Başım önde… Acizliğimin kabulündeyim…
Evet dediğin gibi hala göreceğim günler var, hala alacağımız dersler var. Ama izin verirsen baba, belki kefareti olur diye, geçmişi şöyle gözyaşı dökerek ödeyeyim diyorum, bir köşe, sizden habersiz…
Pişman olmadan, geç olmadan şunu bilmeni isterim ki baba, eğer ben şu an hayata bir şekilde tutanmaya çalışıyorsam ya da tutunmuşsam, iyi bir baba olursam, iyi bir meslek sahibi olmuşsam, hala şurada iki satır bir şeyler yazabiliyorsam, yarın öteki âlemde yüzüm ağıracaksa, senin samimiyetin sayesindedir baba…
Şimdi ise ben samimiyetine karşılık vermeye çalışıyorum…
Sağ ol baba!
Bir yazarım ben…