İnanan kişinin bir açıklamaya ihtiyacı yoktur. -(Euripides)

Ona kızıyorlardı Tanrı’ya inanmıyor diye. Genç kadına neden inanmadığını ben de sordum. Sadece merak ediyordum. İstediğini yapabilirdi ve onu doğru yola getirmek gibi bir derdim yoktu… Hiç tereddüt etmeden cevap verdi bana;
“Tanrı’nın gücü hakkında şüpheye düşüyorum. Yani Tanrı’nın herşeye gücü yetiyor mu ve bizim geleceğimizi O mu tayin ediyor? Herşeyi bir kenara bırak… bu dünyada o kadar acı çeken küçük çocuklar var. Yani herşey bizim irademizde olmuyorsa ve Tanrı en olmadık vakitlerde, alçakça şeyleri karşımıza çıkarıyorsa -ki hele de küçük çocukların… Söyler misin bana genç adam, Tanrı bizimle dalga mı geçiyor. Tanrı küçük çocuklardan ne istiyor? Yani planladığı ve hesap ettiği şey nedir izah eder misin bana? O kadar din kitabı okudun… ben okumadım. Tanrı nasip etmedi bana. Tesadüfen edindiğim bir tasavvufi kitapta öyle yazıyor. Yani Tanrı bana diğer insanlar gibi bir hayat bahşetmedi. Efendim? Ne yapmalıyım anlamadım? Sabretmek mi? Bana birileri bir şeyleri izah etsin yoksa çıldıracağım. Yani Tanrı hadi sizin tabirinizle Yüce Allah bana güzellikleri ihsan etsin… ama küçük çocukların yakasını bıraksın…”
Karşımda üst üste çıldırmış gibi sigara içen bu kadının durumuna üzüldüm ama bir şeylerin farkında olma ihtiyacı imrenilecek bir durum. Şimdi bu aykırı düşüncelerden uzakta, kendi halinde vasat bir hayat yaşayanlar için, genç kadının söyledikleri ne kadar aykırı? Ama bir yerde haklı olduğunu sanıyor. Belki de gerçekten haklı. Ama benim merak ettiğim Tanrı’nın bu konuya nasıl müdahale edeceğidir. Yani günah olarak mı, yoksa bir arayış olarak mı değerlendirecek. Genç kadının da hayatı yazları Kur’an Kursu’nda, kışları okullarda, akşam anne-babanın olduğu bir evde ve çok da aykırı olmayan bir hayatın içinde yaşayabilirdi neticede. Yani Tanrı O’na bu kadar acı yüklemeseydi, o bu ramazan gününde akşamleyin arkadaşlarıyla iftar eğlentisine katılırdı, burada benim karşımda ağlamak yerine. Ama Tanrı’nın adaletinde şüphe olmadığını biliyoruz. Bunun delilini ve izahını çok az sayıda insan yapabilse de, en azında sırf “Kutsal Kitap” yazıyor diye buna inanıyoruz.
Dünyanınher tarafında bizim gibi “tuhaf” insanlar vardır. Genelde hayatında bir çok şeyi elde edememiş, kafası karışmış, istikrarsız, mutsuz, duygusal ve hayalperest insanlar. Hayatında vasat ve üstü mutluluğu yakalamış insanlar bu tür tuhaf insanlara acırlar ya da onları aslında onlar gibi olduklarını utanmadan yalan söylerler. Ben ve genç kadın onlardan biri.
O’nu bu Ramazan gününde böyle ağlatmak istemezdim ama romanımı yazarken kendisine bir kaç soru sormak istemiştim. Bir genç kadının özel dünyası ile ilgili. Sağ olsun kabul etti ve bana sorduğum sorulara içtenlikle cevap verdi. Konu sohbet havasına doğru dönüştü ve konu inançsızlığa dönüştü.Ona kızıyorlardı Tanrı’ya inanmıyor diye. Genç kadına neden inanmadığını ben de sordum. Sadece merak ediyordum. İstediğini yapabilirdi ve onu doğru yola getirmek gibi bir derdim yoktu… Hiç tereddüt etmeden cevap verdi bana.




Duygusal-dı. Duyguları onun kılavuzuydu. Duygularına her zaman güvenir ve onları takip ederdi. Mantık yanındaydı aynı zamanda. Ama pek iltifat etmedizdi mantığa… Mantığı da onu yönlerdirmek isterdi ama o bu duruma müsaade etmiyor, takip ettiği duygularına saygısızlık olmamasına dikkat ederek mantığını sustuyordu. Ama bazı zamanlar sessizce, takip ettiği duygularına duyurmadan ona da bir kaç şey sormuyor değildi…