Jennifer Weiner - Küçük Depremler
O kadar ciddi kitaplar arasında açıkçası Jennifer Weiner adlı, yeşil gözlü yazarın “Küçük Depremler” (Litle Eartquakes) kitabı çok iyi geldi. Yüzlerce erkeğin arasında, dört kadının (Becky, Lia, Kelly, Ayinded) bütün özel yanlarını öğrenmemizi ve sevgili eşlerimizi birazcık da olsun anlamamızda bize yardımcı olacağı için Jennifer’a bu romanı yazdığı için teşekkür ediyoruz…
Ben bu tür kitapları çok fazla ciddi meseleleri kafasını takmayan genç kızların okuduğu kitaplar olarak tanımladığım için bu tür “popüler” diye nitelendirebileceğim kitaplara hiç niyetlenmemiştim. Ama bu ön yargımın bana bir hayli zararı olduğunu söyleyebilirim. Gerçi ben bu pek vatanî ama az insanî görev sırasında, boşluğu doldurmak için, çok ciddi tarihi kitaplar okuyordum. Jennifer öyle güzel öyle iyi geldi ki… o küçük revir odasına mutlu bir “merhaba” ile içeri girdi… ayrıca yiyecek bir şeyler de getirmişti…. Ben masamda ise çizdiğim satırları, kendi yorumlarımla defterime kaydederken; Jennifer “biraz ara ver artık” dedi ve bana anlatmaya başladı. Becky’nin Mimi ile çekişmesi, Kelly’nin iş yoğunluğu, Ayinde’nin Oliveri’in hastalığını… bakir Steve’in ilginç alışkanlığını… ve saire…
Başarılı Öğrenciler ve Diğer Gerizekalılar
Her ailenin çocuğunu kimi zaman gerizekalı pozisyonuna çoktuğu bilinir. Ben de kimi zaman kendimi çokça gerizekalı hissetmiştim. Ve de aptal, kararsız, ne idüğü belirsiz, yaramaz, tembel, başkalarınınçocuklarıgibiolamayan, hiç bir eksiği olmadığı halde bir çok eksik iş yapan ve saire…
Gazetelerde (çok kıskandığımdan mıdır nedir anlamadım) kahraman gibi ilan edilen başarılı öğrencilerin o şekilde teşhir edilmesine sinir oluyorum. Öyle bakıyorlar ki… evet kahraman sınav birincileri. “Çok başarısız, gerçek dışı, saçma sapan eğitim sistemimizin başarılı öğrencileri. Bu öğrenciler yıllarca sınava hazırlandılar. Test çözdüler. Dışarya çıkamadılar… çok sevdiği kızlara-erkeklerle zaman kaybı olur düşüncesiyle beraber olamadılar… bitmedi… son çıkan kitaplardan hiç birini bilmezler ve ayrıca gazete takip etmezler. Bunlar sadece test çözerler. Hem de çok güzel. Bahse bile girerim. Var mısınız?”
İyi bakalım… bak bunların içinden Yusuf Arman diye birisi var ki açıkça itiraf ediyor… Yusuf Arman. İşte o zeki çocuklardan. “Sosyal hayattan biraz uzak kaldım. Kitap okumaya bile vakit bulamıyorum. Herşeyi bırakıp sadece sınava hazırlandım…” hazin…
Nevada Üniversitesinde sevgili hocamız Yunus A. Çengel; Sanki lise eğitiminin tek bir gayesi var, o da öğrencileri ÖSS’ye hazırlamak. Yani en kısa zamanda en fazla soruyu en kestirme yollardan çözme becerisini kazanmak. Gerçekten de öğrencilerimiz testlere girip geçme konusunda gayet beceri sahibi. İyi de bu becerinin kime ne faydası var? Hangi işveren bir kişiye bu becerisinden dolayı iş verir, veya hangi lise mezunu bu becerisine dayanarak bir iş yeri açar? İlk ve lise öğretiminde öğrencilere gerçek dünyada kendilerini “yararlı” kılacak hangi beceriler veriliyor? Her lise mezunu üniversiteye girebiliyor olsaydı, bunu yine anlayışla karşılamak mümkündü. Ama her yıl üniversite sınavlarında 5 öğrenciden 4’ü yani yüzde 80’ı yerleştirilemedikleri için başarısız sayılıyor, ve bu ezici çoğunluk 18 yılını kaybetmiş olarak ve pazarlanabilir bir becerisi olmadan hayat mücadelesine terkediliyor. Tablo bu kadar vahim olduğu halde yıllardır neden bir şey yapılmıyor, anlamak zor.
diyor… Makalenin tamamı için tıkla; AB SÜRECİNDE RASYONEL EĞİTİME GEÇİŞ

Herşey tesadüfen oldu. Zorunluluğun bahşettiği bir hafta sonu iznindeyim. Son yedi kitabım bitmişti ve okuyacak başka bir kitabım yoktu. B…. şehrinin büyük bir “Kitapçı”sından bir kitap almak istedim. Epiy dolaştım. Sonra aklıma ajandam geldi. Onda K Dergisi’nden not aldığım bir iki kitap olmalıydı. Ajandamı aldım. Baktım. Ve tekrar çantama koydum.
koptu. Kitap ilk olarak Odile başlığı altında, İsabelle de Cherverny’ye yazılan mektupta Philippe Marcenat ve Odile aşkı anlatılmaktadır.
Ahmet Günbay Yıldız‘ı tanıyanlar bilir. Muhafazakarların aşk romancısıdır. Biliriz. Üniversite yıllarında kaldığımı yurtlarda bize bu kitapları tavsiye ederdik. Sonra okurken duygulanır, idealler edinmeye başlardık. O zaman pek özgürlük falan bilmezdik. Öyle “serbest” de değildik. Hayat bizim isteklerimizin değil, “hazır reçetelerin” emirleri doğrultusunda ilerlerdi. Şimdi durum biraz değişti. Ama “öz” itibariyle pek bir şey değişmedi.
Din kitaplarını okumayı severim. Babam çocukluğumda din kitabı almıştır eve. Din kitapları en çok promosyon ve kampanyayla satılırdı babam da alırdı haliyle. Ben o din kitaplarını babam aldıktan altı yıl sonra okumaya başladım ve hemen hemen hepsini bitirdim.

Herşeyin bomboş ve bombok olduğu, masumane bir aşkın bana teğet bile geçmediği, hataların ayyuka çıktığı ve yoksunlukları an be an yaşadığım bu süreçte, pek çok kimsenin okumakta tenezzül etmediği bir yerden sesleniyorum yine…
Aşk… Hayatın en acımasız gerçeği. Edebiyatın yakın arkadaşı. Şairlerin yaşamsal kaynağı.