“Mutlu olmak varken, geceler geldi dayandı kapımıza…”
Şair hüzünlü bir sitemde bulunuyor insanlığa. Haklı da… Bilinmez neden mutlu olmak bu kadar zordur. İnsanların birbirlerini sevmeleri için, Yaratan sebepler yaratmadı mı yoksa? Bunu düşünmenin bile bir aptallık olduğunu nasıl düşünmedim.
Ve güneşli bir günde, hafif esen bir rüzgarda, sevgiliye söylenen bir sevda sözleri kadar safken hayat; biz elimizden geldiğince kirletmeye çalışıyoruz. Çünkü çıkarlarımız ve ihtiraslarımız var. Mutlu olmak batıyor bize. Mutlu olmak çok zor. Ama ihtiraslarımız herşeyimiz.
En güzeli günaha bulaşmak. Ve ondan sonra tatlı tatlı acındırmak kendini. Derler ki; “iyi taraflarımız bile günaha bürünmüş.” Genç kızların masumiyetini ve saflığını bırakırken İstanbul’un arka sokaklarında, hep aynı şeyi düşünüyoruz ve aynı soruyu soruyoruz kendimize. Ne olacağız?
Oysa ben aklımdaki bütün soruları cevapsız bıraktım. Anlamı yok çünkü bir çok şeyin. Herşey bir günde hemen değişebiliyor. Örneğin sevgili bir anda çekip gidiyor.
Hayat o kadar da anlamlı değil. İnançsız bir hayat hiç çekilir gibi değil. Hele sevgiliden yoksun olmak daha ayrı bir dert.
Artık yazı yazmayı bırakıyorum sevgili okur. Yazmanın bir anlamı yok. Anlatacağım bir şey kalmadı. Burada noktalıyorum.
Ben gidiyorum sevgili okur.
Allah’tan yazıyorum. İyi veya kötü. Edebi veya basit. Ama bir şekilde içimdeki duyguları dökebiliyorum. Yoksa gerçekten çıldırır ve çaresiz bir şekilde yaşardım hayatımı.
Siyasi gelişmeler devam ediyor. Yine samimiyetsiz siyasiler bir şeyer anlatıyor. Gerçi ben kaçalı çok oldu, saçma sapan ülke gündeminden. Çünkü yalan bir çok şey. Ve ben bu yalanlarla yaşamak istemiyorum. Onun için vaz geçtim bir çok şeyden. Vazgeçmek bu noktada çok güzel sevgili okur.
Bu arada insanlar hala kendi doğrularını yaratıp, bu doğrulara (kurallara) iman etmekle meşgul. Bilirsin sevgili okur; ülkenin yüzde doksanından fazlası elhamdülillah tek yaratıcıya inanıyorlar. Ama ilginçtir ki, sadece yüzde onundan azı tek yaratıcının kurallarına göre hayatını şekillendiriyor.
Nedir insanın kendi doğruları hiç bir zaman işe yaramıyor. Az biraz tarih bilgisi olan bir insan bilir; insanın kendi doğrularına iman etmesini acı sonuçlarını. Ya da tarih sayfalarında aramaya gerek yok bir şeyleri, insanın kendisi bir “tanrıcık” olarak ilan etmesinin sonuçları, İstanbul’un arka sokaklarında saklı. Gidin bakın.
Ama ne yapacaksın insanın içinde var, var olan sisteme karşı çıkma istidadı. Hele hele “İlahi Sisteme” karşı bir tavır, herkesler tarafında bir cüretkarlık örneğidir ve alkışlanır. “Aaa şuna bak, Tanrı’a ne kadar da asi”.
Ben kaç zamandır insanın inandığı doğrularını, nereden bulduğunu merak ediyorum. Bir şey yanlış ise neye ve kime göre yanlıştır. Yoksa bizler doğru ve yanlışları kendimize göre mi değerlendiriyoruz. O yüzden kavramlar bu kadar karışık.
-Devam Edecek-
Uzun oldu seninle satırlarda buluşmayalı. Ne ise şimdi satırlarımdasın. Şimdi sadece benim bildiğim suretimi satırlarım sırasıyla çizecek. Ve seninle dolu bu satırlar bittikten sonra karşımda olacaksın…
Oysa bugün çok özledim seni. Yaptığım yolculukta yanımda olup, yanı başımda uyumanı çok isterdim. Ki muhakkak uyurken güzel olmalısın. Saçların hafif dağınık şekilde, tüm doğallını ortaya çıkarıyor olurdu. Ama olmadı. Yoktun yine.
Bugün gerçekten kötüydüm. Yorgunluk, hafif nezle ve ayağımın incinmesi, hepsi birden geldi. Arkadaşlar durumu farketti. Senin yokluğun sarmıştı çünkü tüm bedenimi…
Adının baş harflerinde yazmaya çalıştığım şiirlerle dolu odam. Ve bu buruşuk kağıtlar etrafı dağınık gösteriyor. Tıpkı hayatımın dağınık görünüşü gibi. Ki zaten içimdeki onarılmz acıyı, bir çok şeyi beraberinde götürerek, boktan espirilerime gömüyorum. Dışarıdan çok mutlu, içerdei çok umutsuz bir ben var.
İşte böyle… Sensiz bir dünyanın eşiğinde çok farklı halerde. Kapıyı yine araladım…
Bekliyorum…
Hiç kimseye itiraf edemediğim duyguları ve düşünceleri, içine biraz edebiyat katarak (ki bunu başarabiliyor muyum bilmiyorum) anlatmaya çalışıyorum sana, ona ve tüm insanlığa…
Ete bürünmüş bir şeytandan farkım olmuyor bazen. Sadece sevişmek için ayarlanacak kızlarından varlığından bile şüpheye düşmek çok acı be insanlık…
Daha açık konuşayım mı? Bitirmem gereken bir üniversiteyi bitirememe ihtimali ve dört yılın hebası söz konusu. Canım fena halde sıkkın.
Gerçi beni mutlu eden gelişmeler de var. Beni olduğu gibi kabul edeceğe benzeyen bir dostu tekrar kazandım…
İşte böyle…