
Uzun süredir, ilgi alanım olduğu halde, sosyal içerikli yazılar yazmadım. Yazmam gerektiğini, blog dünyasında “mim” kavramıyla bana hatırlatan pek sevgili dostum Cevval‘a teşekkür ediyorum. Ve isteğini geç yerine getirmenin üzüntüsü içerisinde yazıma başlıyorum.
Çocuk. Adı üstünde çocuk. Yani sömürülmesi en kolay olan grup. Çünkü size karşı koyamazlar. Çünkü fiziksel ve manevi anlamda zayıftırlar. O yüzden çocuk istismarı ezeli bir problem olarak ara ara bir şekilde gündeme gelmektedir.
Ne idiğü belirli D.S.Ö (Dünya Sağlık Örgütü); çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimi olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek veya bilmeyerek tüm davranışları çocuğa kötü muamele olarak belirlemiş vakti zamanında. Hal böyle iken, D.S.Ö’nün tanımına bakarsak, hepimiz bir istismara kalmışız çocukluğumuzda. O yüzden olarak daha gerçekçi bakarak yaklaşırsak olayı daha iyi anlatabileceğimi düşünmekteyim.
Üniversite yıllarımda, herkese selam vererek ve konuşarak gittiğim üniversite yolunun üzerindeki küçük marketin önünde, devamlı önüne bakan ve masum sesiyle “tartılmak ister misin” diyen küçük kız çocuğunun istismarını bir düşünelim. Ama ön yargıya kapılmadan. Yaşıtları okula giderken o küçük ve güzel kız çocuğunun ne işi var? Bu soruyu cevaplayacağını bile bile o kız çocuğuna sormadım, soramadım.
Öncelikle istisnaî bir durum dışındaysa, o çocuğun orada olması acı verici bir durum ama bir gereklilik. Bazen gerçekten çareler tükeniyor ve insanlar acı bir durum içerisinde buluyor kendisini. Ki eğer böyle bir durum yoksa, imkan varken hala o çocuk çalıştırılıyorsa, o çocuğu oraya gönderen yetişkinlerin vicdanından söz etmek imkansızdır. Örneğin benim Kasım isimli, kendisinden ara ara dayak yediğim bir arkadaşım vardı. Kendisi hem okula giderdi, hem ayakkabı boyardı. Tabi ki, okuldan arta kalan vakitlerini, milletin ayakkabısını boyayarak geçiren arkadaşımın dersleri, pek tabii kötü idi. Ama babasını görmeliydiniz. Çalışmazdı, ama yumurta topuklu ayakkabaları çok pahalıydı ve elbiseleri harikaydı. Ben bu adamın vicdanına çok küfrettim. Allah affetsin, kendisi de hakkını helal etsin.

Yukarıdaki Kasım’ın babası, Kasım’ı hem ihmal etti ve hem de sömürdü. Bu istismarın farklı bir boyutu. Bir de bu istismarın şiddet ve cinsel boyutları var. Ki şiddet boyutunu çok rahat bir şekilde, içimi dökerek yazabilirken, cinsel boyutunu çok hassas olduğu için, sadece bir iki istatistik verilerle noktalayacağım.
Şiddet bizim kültürümüzün en büyük gerçeğidir. Bunu söküp atamayız. Dillere pelesenk olmuş olan “dayak cennet çıkmadır” sözü ise bu gerçeği açıkça ifade etmektedir sevgili okur. O yüzden, çocukluğunda ara ara kayda değer dayak yiyen biri olarak, zaten çocuk istismarının şiddet boyutunu uzun uzun ele alma gereği duymuyorum; zira ülkemde her iki çocukta biri kayda değer dayak yiyor. O yüzden şiddet konusunda pek bir şey zikretmeyeceğim.
İşin cinsel boyutuna gelirsek; bazı sapkın kimseler -ki bunların insanlıkları şüphelidir ve hayatta kalmaları tehlike arz eder- çocuklarla kafayı bozmuşdur. Cinsel istismar yaş dağılımlarına gelirsek; %30 2-5 yaş arası, %40 6-10 yaş arası, %30 11-17 yaş arası olarak istatistik veri olarak elde edilmiş.
Giderek karışan, saçmalaşan, aptallaşan dünya insanının sapkınlıklarının bir kısmını, yukarıda rakamsal olarak ifade ettim. Konuyu özetlemek gerekirse; çocuk istismarı acı bir gerçektir. Bu istismarı durdurmamızın öncelikli yolu, bu konuyu adabıyla ve layıkıyla gündemde tutmaktır.