Aslında ben mutsuz bir insanım. İnsanları, kendimi ve kutsalları alaya alan espiriler yapıp insanları güldürmeyi ve benim de her daim güldüğüme bakmayın. İnanın mutsuzum. İçtiğim sigara beni şimdi halsizleştirirken daha da farkına vardım mutsuzluğumun.
Anladım ki, insan ilk önce kendisin tanımalı, bilmeli ve sevmeli. Yoksa bu iş olmuyor. Hayat denen uzun süreç kendinden bihaber geçmiyor. Geçse de yapay mutluluklarla, hep başarısız geçiyor. Ben bu bu uzun hayat süreçte kendimden bihaber, kendimi ihmal ederek, başarısızlıklar dolu bir şekilde yaşıyorum.
Bir iki gerçek dostum oldu ve gerçek bir sevgilim asla olmadı. İnsanların sandığı kadar mutlu ve iyi biri değilim. Yalanlar üzerine kurulu ilişkilerim hep bir bir yıkılmakta ağır sonuçlarla. Hep kaybettim. Tekrar ediyorum kendimi hep ihmal ettim. Bu hayattaki tek tesellim insanlar tarafından sevilen, değer verilen ve ilgi çeken biri olmak. Bu yüzden, yani sırf insanlar beni sevsin diye hep kendimi insanların olması istediği şekle soktum. İnanın bana bir insanı herkes seviyorsa, bu işte bir sorun vardır. Çoğu zaman değer yargılarımı ve prensiplerimi insanlara yansıtmadım. Ya da hiç sahip değildim bilmiyorum. Ama artık kendimin fazla ileri gittiğini gördüm ve oturup kendimle konuşmamı, içimdeki benim ne halde olduğunu araştırmaya koyuldum.
İçimdeki derinliklere indiğimde, utanılası sonuçlara ulaştım. Ve şu an bu yazıyı tarihe kaydederken, gerçekten utanıyorum. Ama kimseden değil, sadece ve sadece kendimden özür diliyorum. Bilmiyorum acep içimdeki ben, aslolan beni affedebilecek mi?
Çoğu zaman aşağılık kompleksinden kurtulamadım ve ailemden başka hiç kimse benim değerli olduğumu bana farkettirmedi. Belki dostlarım bana gerçekten değer verdi ya da beyazlar içindeki sevgili beni gerçekten sevdi de ben göremedim.
Zerre kadar sevgim olan insanlara, mübalağalı bir şekilde sevgimi ifade ettim. Kah yazdım, kah kalabalık ortamlarda edebi, süslü cümlelerle sevgimi itiraf ettim. İnsanlara hep değer verdim. Ama çok mübalağa ettim ve insanları çok büyüttüm gözümde. İnsanları büyütürken de aynı zaman kendimi alçattım, alçatabildiğim kadar.
Çocukluğumdan beri pişmanlıklarla yaşadım. Pişmanlık kavramı benim hayatımda büyük bir yer tutar. Hala pişman olacağım işleri yapmaktayım. Yapıyorum. Belki de bu yazıyı yazdıktan sonra da pişman olacağım. Bilmiyorum, imam bilmiyorum. Ve tüm bilinmezlikler bana acı veriyor sevgili okur.
Paranoyaya ve şizofreniye kayan bir akli denge ile olaylara hakim olmaya çalıştım ve başarısız oldum. Belki de Y. haklıydı, insanları önemsememeyi öğrenmeliydim.
Şimdi hiç kimseden değil de kendimden özür diliyorum. Ve artık biraz daha kendimle baş başa kalmak istiyorum. Kendimi tanımam lazım. Nasıl biri olduğumu bilmiyorum. İçimdeki ruhumun sancılarını hissediyorum.
Ve kısa bir süreliğine, ne dostlarım ve ne de aşklarım umrumda (bunu nasıl söyleyebilirim, sen, sevgilim evet sen, sen umrumdasın, çünkü sen bensin, özlemimsin…). Kendimi kaybetmek üzereyim. Bu büyük kayba kayıtsız kalamam…

İnanmak güzeldir. En azından bu hayatta yaşaman için sebepleri öğretiyor. Ama “gerçekten” inanmak insanlara mutluluk verir. Şöyle şeksiz ve şüphesiz bir şekilde inanmak gerekiyor. Ve inançlarını bir hayat tarzı olarak benimseyip yaşamak gerekiyor.