Bu aralar pek keyifsizim. Uzun süredir sana yazmayı planlıyordum. Ne ise ki, gecenin bu vaktinde bir şekilde yazmaya başladım sana.
Olmuş-bitmişlere üzülüyorum. Sonra da bu olup-bitenlerin, doğuracağı olası ihtimalleri düşünüyorum. Gülüyorum, konuşuyorum ve arsız kahkahalarımı patlatıyorum ama, inan hep düşünüyorum. Düşüncemin sonunu da merak ediyorum ayrıca.
Turgenyev’in “Babalar ve Oğullarını” okuyorum. Rus kültürüne ne kadar uzak olduğumu ve kendi kültürümü ne kadar kanıksadığımın farkına varıyorum. Oysa ben sadece “evrensel bir kültür”e dahil olmak ve bunu hayatıma tatbik etme düşüncesindeyim. Nedir, sadece bir coğrafyaya takılıp kalmak, ve coğrafyanın sınırlarını kutsallaştırmak niyetinde değilim. Hele hele o coğrafyanın içinde yaşayanların üstün görülmesine de açıkçası karşıyım.
…
Ne kadar güzel sana anlatabilmek. Kaygısız, endişesiz… Konudan konuya atlamak ve saire. Aslında şu an yaptığımın bir yazınsal eylem olduğunu sanmıyorum. Bir şekilde bir şeyler anlatma isteğimi özgürce gerçekleştiriyorum….

Özür dilerim özgürlük mü dedim?Nedir bu özgürlük denen şey? Bakalım lügatimize;
1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.
Tamam o zaman özgürlükten söz edemeyiz değil mi? Çok fazla tartışmaya luzüm yok kuzum. İşte özgür değiliz…
…
Ne ise bu yazınsal eylem biraz daha edebi olmalıydı. Çünkü okur süslenmiş kelimelerden hoşlanıyor. Anlatmak istediğim aslında tam olarak bu değil. Belki kısıtlanıyorum. Hani belki de özgür değilim ya ondan kaynaklanıyorumdur. Aslına bakarsan biraz hatalı bir ifade kullandım. Özgürlük var. Evet tamam artık kabul ediyorum. Ama özgür olmanın da bir bedeli var. Tıpkı esaretin bedeli olduğu gibi.
Seninle olmanında bir bedeli vardı. Öyle değil mi? Bunu da ödedim…
