Monthly Archive for Mayıs, 2009

Sakarya… Masum Şehir…

Yeşilliklerin içinde atılan bisiklet turları ve demli bir çayı çiçeklerle dolu bir bahçe yudumlamak ve sonsuzluğu anlatan kitabın satırlarında ağrıyan gözlerini gezdirmek, rüyanda gördüğün genç kızın gerek hayatta karşına çıkmamasını temenni etmek, İstiklal Caddesi’nde aldığın perküsyon aletiyle güzel bir tını yakalamak, ezan sesleri, anne, çocuk, komşu sesleri…

Sakarya… beni yetiştiren masum ve erdemli şehir. Bana hep hayatın masum yanlarından bahsetti bu şehir. Beni o aykırı ve uçuruma yakın fikirlerde gezinmeme izin vermedi, koruyup kolladı, üzerime titredi, ne yaptı, ne etti ama yanında tutamadı… On altı eylül ikibindört yılında bir daha dönmemek üzere veda ettim ve sadece misafir sıfaıyla bu şehre ara ara geliyorum…

Şimdi sanki onun inadına aykırı ve uçuruma yakın fikirlere sahibim ve onun bana biraz dargın olduğunu hissediyorum, çünkü geldiğimde bu şehre sessiz, yağışlı ve sıkıcı… Ondan özür dilememi bekliyor ama yanılıyor. Yapacak bir şey yok. Sadece ve sadece olması gerektiği gibi davranmanın dışında…

Kusura bakma Sakarya….

Tutunamayandan Tutunamayanlara -3-

…nitekim son günlerde gerçekten bir şeylerin değiştiğini fark etmeye başladım ve artık kısa yürüyüşlerin ardından bir bankta sıkılmadan otorup kitabımı okuduğumu ve odamın son zamanlarda gerçekten daha da derli toplu ve havalanmış olduğunu ve artık çok fazla konuşmadığı ve konuşmadığım için son zamanlarda kayda değer bir şey kazanmadığımı ama kayda değer bir şeyler de kaybetmediğimi farkettim ve neyse ki zararın bir yerinden dönmüştüm ve artık içim rahattı ama yine de eksik bir şeyler vardı hissediyordum ve çabam bu eksiklikleri kapatmak yönünde oluyordu ve bu süreçte insanlara biraz yabancılaşıyor ve onların istedikleri gibi olmadığım için onları kırıyor ve ağlatıyor ve onlar bir köşede gözyaşlarını akıtırlarken ve diğerlerine dert yanarken ben yanlarına gidip daha şiddetli bir tepki veriyordum ki ben bir süreçteydim ve bunu kimseyi anlatamıyordum ve artık beni kimse anlamıyor gibi klişeleşmiş bir cümle kurmayacağım ve her insanı kendi haline bıraktım ve artık çok da fazla umrumda olmadıklarını bilmemelerini isterim ve artık sonuç itibariyle artık bir köşede bu tregedyaya gülümsemek gerektiğine inandım ve artık bitsin mi deyü sorarken kendime ve ilk defa tebessüm ettim kendime ve daha yeni başlıyoruz dedim ve yoksa yine mi sıkıldın dedim kendime ki hep söylerdi babam kararsız biri olduğumu ki hem bu hayatta ve hem de aşklarımda…

 

-bitti-

Tutunamayandan Tutunamayanlara -2-

“Bir de bedel ödensin istiyorsunuz, siz erdemliler! Erdem için ödül, yeryüzü için cennet, ve bugününüz için sonsuzluk mu istiyorsunuz?”

(Friedrich Nietzsche/Böyle Buyurdu Zerdüşt)

***

“…ve başarısız olmaktan nefret ediyor ama bunun acısını yaşamayı daha çok seviyordum tıpkı küçük bir çocukken oynadığımız aptal oyunlar gibi bunun da karşılığını alamıyordum ve şimdi de hala hayret ediyordum eylemlerini tasvip etmediğim ağabeyle birlikte ve onunla ikimiz hep bir ağızdan diyorduk ki ulan koca insanlık tatmin olmuyordu dünyadaki tüm insanlar kadar şeyden ki şey diyorduk adını koyamıyorduk ve koymak istemiyorduk ki o kadar çok şey vardı ki bu dünyada ama ne hikmetse doymuyordu insanlık milyarlarca ekmekle ve hala insanlar ve bende pilavı ekmekle yiyorduk yatılı okul öğrencisinin okul yemekhanesindeki öğle yemeğindeki gibi ve bir eğlence ve yanılsama olan bu dünyanın içine ediyorduk ki ben zaten dünyanın sonuna gelirken gelmiştim dünyaya ve bundan da açıkçası hoşnut oluyordum çünkü toprağın altında yani kabirde fazla beklemek istemiyordum çünkü kabir azabı çekeceğimden çok eminim ki bunu bilmek için alim olmaya hiç gerek yok çünkü toprağın altındaki olacaklar hakkında bir fikir ve ipucu edinmek istiyorsanız benim küçük sevgililerim toprağın üstündeki eylemlerimize bakmanız yeterli ve hala aptal gibi bakmayın bana ve ayrıca soruyordu o şaşkınlıkla ve hüzünle benim kaç yüzüm olduğunu  ve bende sadece ona değil geri kalanların tümüne aynı cevabı veriyordum ve diyordum  ki sizin göremediğim bir tek yüzüm ve sizin seçemediğiniz bir tek rengim var diye ve yine aptal gibi bakmaya devam ettiler ki bir pazar sabahında güzel bir kahvaltıdan sonra kusura bakmayan benim küçük ve güzel sevgililerim hiç çekemem bugün sizi ve lütfen yine siz iyisi mi beni yine terkedin çünkü hepiniz beni terkederken daha güzel oluyordunuz yani ne bileyim o zaman bana böyle aptal gibi bakmıyordunuz o yüzden diyorum ki terkedin beni ve bir daha gelin ve bir daha terkedin ki ben de kahr olmaya devam etmiş gibi görüneyim ve sonra sahil kenarında sonsuzluğu anlatan kitabımı okuyayım ve sahil kenarındaki balıkçıda pahalı ve bayat çaydan içeyim sonra yine aynı ritüellerle ben bu hayatı bitireyim ve sonrasını hiç düşünmeyeyim…

Tutunamayandan Tutunamayanlara -1-

-dünya bir leştir talibi köpeklerdir-   (hz. muhammed)

Belki de bu hiç olmamalıydı dediğimiz zamanlarda çıkıp bizlere bir şeyler anlatmaya çalışan ve ne yazık ki hiç bir zaman başarılı olamayan insacıklara gönderdiğim mektupların içinde sakladım seni ve bir çocuğun bir umuduna sahip oldum ve hep sahil kenarındaki balıkçıda hiç kimselere yazdığım mektuplarda sakladım seni ve adına aşk dedikleri ama milyarlaca tanımı olan bu saçmalıkla oyalandım yirmi üç yıl ve hiç bir zaman milyarlarca tanıma ben de bir tanım ekleyemedim ve hep bu acıyı hissettim sahil kenarında arsızca sevişen sevgililere bakarak ki bu acı da elbet bir gün geçecekti öyle değil mi insan kendine ümit vermeliydi çünkü insanın kendine en yakın olanı hep kendisi oluyor ve sen de bunu iyi bilirsin ki insan her saniye aslında milyonlarca insanın içinde kendini hep yalnız hissediyor ki yalnız olmak kimi zaman değil her zaman kaçınılmaz bir durum gibi görünse de aslında çok da korkulacak bir şey yok gibi geliyordu bana çünkü içimizde içimizin derinliklerinde bize yakın bir şey var sanki yoksa ne anlamı olurdu bu nefes alışların bu savaşların bu ölümlerin bu kazaların bu aşkların bu hırsızlıkların bu sözlerin bu göz yaşların ve bu tüm olanların ve artık bir şeyler değişti gibi artık bende eskisi gibi değil ve eskisi gibi olmaya niyetim yok çünkü artık kaybetmekten kaybedecek bir şeyim kalmadı ve  o var ismi lazım olmayan lüzumlu biri ki çok ilginçtir bana aslında sen inanmıyorsun dedi ve ekledi gözleri inanmak istiyorsun dedi bana ve  ben onun ağzından çıkan satırları dikkate almadım sadece ve sadece gözlerine baktım çünkü gözleri konuşuyordu ve  gözleri açıkken sözlerin hiç bir anlamı kalmıyordu kalsa da gözlerinin bir anlamı kalmıyordu veyahut artık ben saçmalıyor ve mübalağa ediyor ve hala ısrarla kaybetmeye devam ediyor ve acizane aşkın tanımı yapmaya çalışıyor ve hala saçmalıkları değerleştirmek için edebiyatı kullanıyor ve hala konuşmaya devam ediyor ve hala aşık olduğunu sandığı kızların aslında beş para etmeyen güzelliklerini mucizevi tabiat olaylarına benzetmeye devam ediyor ve hala ben yaşamaya çalışıyor ve hala başarısız oluyordum…