Mutlu olmak mesele değil, o güzel kızlarla bir kafede veya sahil kenarında dolaşmak da değil, para kazanmak, zengin olmak, verigisi bir müdür maaşı olan ciplere binmek, tatilini güneyin en pahalı yerlerinde yapmak, kışları kayak yapmak, güzel ve pahalı bir evde oturmak da mesele değil…
Ben bu “önemsizler”i mesele ettiğim için kaybettiğimin farkına vardım. Önemsiz bütün bunlar. Çünkü bu işin bir sonrası var. Eğer sonra olmayacaksa ve herşey bu andan itibaren böyle kalacaksa, o zaman bunların hepsine mesai harcamaya değer. Ama ne yazık ki işin aslı böyle değil. Bu sonrayı bir düşünsene! Aman Allah’ım ne acı! Sonra ne olacak? Aslında bununla ilgili “önceler” sana bir ipucu vermeli. Sonra ne var? Cehennem mi? Canım tek kötü şey Cehennem mi? Bu kadar korkmamak lazım Cehennemden. Mesele ettiğim de yarın Cehenneme gitmek değil. Mesele olan şey Cennetten mahrum kalmak.
Zaten farkında olmasak da bir cehennemin içinde olduğumuzun farkındayım. Aslına bakılacak olursak insandan da daha acınacak bir yaratık yok. Yani işin sonrası da yoksa. Ben sonrası olduğuna eminim. Velev ki sonrası olmasaydı bu anın, dünün, ne olacaktı? Al sana cehennemlik bir durum. Doğuyorsun, büyüyorsun. Aklettikten sonra da birnbiracıyla karşı karşıya kalıyorsun. Bazı talihsizlerin acıları doğumda annesinin ölümüyle başlar. Sonra acı, borç, aldatmak, yalan, hastalıklar, krizler, zelzeleler… Bin türlü dert! Sonra ölüm? Velev ki dedik sonrası yok. Sonra yoksa ne var? Yok olmak. Eee neydi şimdi bu? Ne oldu? Onca dert ve acı çektik sonra da yok mu olduk? Biri bir şey söylesin lütfen!
Bu durumu örneklerle izah etmek isterdim ama buna muvaffak değilim. Yani şu küçük balkonumda izleyedururken güzdel kızları ve dünyanın diğer (göreceli) güzellikleri, işin sonrasını düşündüm. Ve sizin de anlamadığınız üzre işin içinden çıkamadım….
Belki işin içinden çıkmama, “Noktanın Sonsuzluğu (Cilt 3)” ve/veya “Gunyet’üt Talibin” bana yardımcı olabilirim…
Ve bu yazılar bir silsile ile idame edebilir…
Bir yazarım ben…