Zorunlulukta Akla Gelen Tuhaf Şeyler

Sabıra artık git gide alışıyorum. Üzgün değilim. Az-çok inancım var, o kurtarıyor. Ha bir müzik olsaydı okuduğum kitapların yanında, pek iyi, çok iyi olurdu. Ve biraz yalnız kalmak. Ben yalnız kalmayı severdim. Şimdi ise, kalablıklarla yatıyorum, yiyiyorum, içiyorum ve banyo yapıyorum. Haftada bir ancak. O da kısa bir süre. Bir bilsen ne kadar sinir bozucu…

Şimdi Avrupa Başkenti’nde olmak vardı. Bu sıkıcı tutsaklıktan ve zorunluluktan kurtulmak. Sultanahmet’te tasavvufi müzikleri dinlemek ve mest olmak. Beyazıt’ta o dostlarla ya da Bahar’la konuşmak. Hani o “muhabbet” dedikleri şey. İçinde anlam ve sevgi olan. Burada geyik var. Bol küfürlü. Bunu bilme. Hiç bilme…

Kitaba başladım. Zamanlamam harika. Tam da bu zorunluluğa denk geldi. Gülüyorum kendime. Tekdüze bir hayattan sınırsız özgürlüklerin (!) olduğu bir hayata adım atan adamın tuhaf hikayesi. Şafak bitmeden biter. Umarım.

Okuduğum üçüncü kitap bugün biter. Çarşıda pek mekan yok. Bir yer buldum. Büyük bir parkın içinde. Büyük camekandan dışarıya bakıyorum. Islanan insanları ve ördekleri izliyorum. Ördekler o havuzdalar. Üşümüyorlar. Allah’ın hikmeti. Ne güzel…

Zorunlulukta üç kitap;

Birincisi Atatürk’e farklı yaklaşan o sıkıcı kitaplardan biri.
İkincisi Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken”… fevkalade… sıkmıyor…
Üçüncüsü bir lezbiyen romanı, sanırım bu zorunluluğa hiç yakışmayan…Selim İleri’den… Mühim değil. Aslında umrumda değil…

Bir alıntıyla devam edelim… İleri’den…
“kitaplar (yazılar) yazara acı verir. bir an’ı, bir sahneyi yazarken gerçek hayattakini anımsar. Gerçek hayattaki acı veya sevinç, mutluluk.. bir an, bir gülümseyiş an’ı.. bana gülümsüyordun. bakışmalar, gülümseyişler, veda edişler, ayrılık sözleri.. hepsi olanca şiddetiyle duyumsanırken, yazarın kağıda döktüğü daima cılızdır. Yaşanmış, gönülde izi kalmış bir acıdır sizi yazmaya yönelten, soluk soluğa bir istek. Yazdınız mı, iki acıyı birden yaşarsınız: geçmiştekini bir türlü yazıda yaşatamamak, ama duyumsamak, boyuna, aralıksız duyumsamak.. duyumsadığınız, sözcüklerinizde eriyip gitmektedir. sözcükleriniz yetersizdir. ve dile getirdikleriniz zaten eriyip gitmiştir.
şimdi yazacaklarım da öyle olacak ..”

Bu zorunlulukta tam da yeriymiş gibi, O (eskilerden adı mühim değil) geldi aklıma. Rüyama. Başka bir adamla. Bilinç altımdaki yeri ve durumu hazır zaten. Üzgündüm. Yorgundum. Tekrar bir kaybedişi ve ayrılığı anımsadım. Bol küfürlü geyik sohbetlerinde aklıma geldiğinde “tam da sırası” diyordum. Gelme artık aklıma. Aklımda sana bundan sonra yer yok. Gönlümde hiç yok. Ben artık başka bir kişiyim. Senin başkalaştırdığın bir kişi. Öyle değil mi? Bir kere teşekkür ettim sana ve bir kere de özür diledim. Alacağım vereceğim yok artık senden. Sana kızgınım. Gelme rüyalarıma.

Başka biri var artık aynanın karşısında. Yanlış anlaşılmasın bu konuda bir sıkıntım yok. Yalnız kalmak istiyorum sadece.

Emir-komuta ilişkiler falan bir yere kadar gidiyor. Kimse senin içinde duygularını bilmiyor ve bilmeyecek. O yüzden kimsenin, kimseyi anlamasını beklemek anlamsız. Arkadan bir iki kelime söylerler ve biter. İnsanoğlu nankördür. Bilirim. Kendini Yaratan’a verdiği sözü unutan mahluk sana ne yapmaz ki? Aynı şekilde ben… aslında sende benden bir şey bekleme Bahar.. belki… bilmiyorum… bir Oğuz Atay kahramanı gibi. Kimi zaman Rodion Romanoviç Raskolnikov misali kendi suçumun cezasını çekiyor gibiyim…

Bir şeyleri anlamlaştırmayı seven bir adamın (yazar) bu hikayesini bende okuyorum ve zevk alıyorum…
Ne kadar tuhaf değil mi?

Bir dahaki çarşı iznine kadar…
Esen Kalın…

0 Responses to “Zorunlulukta Akla Gelen Tuhaf Şeyler”


  1. No Comments

Leave a Reply