“Kadınlar sevişebilmek için nedene ihtiyaç duyarlar. Erkekler sadece bir yere.”
Onu nasıl ikna ettiğimi bilmiyorum. Bilirsiniz aslında aptalları kandırmak daha zor olur aslında. Hele bir de genç bir kız ise. Fikrimce böyle. Şimdi ise beyaz ve ortapedik bir yatağın üzerinde külotunu çıkarmakla meşgul olan kızı izliyorum. Acele etmiyor. Ben biraz aceleci. Gülümsüyor. “Kimseye söylemek yok ama” diyor. Bu “ama”yı söylerken ağlayacak olan bir çocuğa dönüşüyor ve sinirimi bozuyor. Ama buna rağmen yüzümden tebessüm eksik olmuyor.
Önceleri de bir kaç kez seviştiği ve yine bu aptal hali takındığı belli. Aptallar zevk alır mı? Ben alıyorum. Bu aptalı düşünmek istemiyorum. Neyse! Göğüslerinin güzel olduğunu söylüyorum. Gülüyor. Zevk aldığı sırada gözlerini kapattığında daha da güzel geliyor. En azından suretindeki aptalca ifade bir anlığına kayboluyor. Bu inlemeler sevişmeye ayrı bir lezzet katıyor. Ama neticede bir aptallık var ortada. Bu yoğun aptallık fikri ile sevişmek istemezdim. Ve aptallık bu genç kıza yakışmıyor. Belki de değildir. Nereden çıktı bu aptallık fikri. Oysa bu güzelliğe bir “giz” -ki “giz” her daim işe yarar- çok yakışırdı oysa. Ve bir anlam ve bir de aşk…
Doğru! Sevmeden sevişilmez. Sadece bir ayda tanıdğım ve E.’deki tuttuğum yeni evi gösterirken çağırdığım ve üniversitenin İngilizce bölümünde okuyan bir kız…. Evde bir iki eşya ve yatak odamda ise beyaz bir yatak. Ev boş sayılabilir. İnlemelerin yankısı evin boşluğunu hatırlatıyor.
Ama bu evi bir tuhaflık kaplıyor. Allahtan eşyalar yok. Yoksa bu kasvet boğardı bizi. Peki bu kız neden aptal? Belki de değil. Yoksa aptal olan ben miyim? Her şeyi geçtim bu hikayeni anafikri, teması, temas ettiği konu ne? Okuyucu sormaz mı “arkadaş sen ne diyorsun” diye? Haliyle… belki de şuna temas ediyordur. Acımasızlık… aptallık…

Çok terliyor. Bende terliyorum ama onun kadar değil. İşim çabuk bitiyor. (Bu satırı yazarken ona bakarak gülüyorum.) Sanki biraz pişmanlık var gibi. O kadar da olur. Yeni seviştin. Her sevişmenin ertesindeki aynı hissedilenler. Dur bir dakika, bu aptalın yüzünde anlamlı bir ifade görüyor gibiyim. Sigara yakmak için kalkmaya yelteniyor. Açık perdelerden çıplak vücudunun teşhir edilmesinden endişe duyarak kendisine bir çakmak atıyorum. Sigarasını yakarken “kimseye söylemek yok” diyor tekrardan. Bu defa “ama”sı yok. Daha kararlı… bu sefer aynı kararlılıkla “tamam” diyorum. Sevişmek bu kıza iyi geliyor sanırım. Bunu kendisiyle paylaşıyorum. Gülüyor. Bir içki istedi. Gülümseyerek olmadığını söyledim.
Tuhaf bir şeyler seziyordum. Yataktan kalktı. İşin ilginçliğinden çırılçıplak odada yürümesine aldırış etmedim. Evin içinde dolaşmaya başladı. Boş bir evde aptal ve çıplak bir kız dolaşıyordu. Bunu resmetmek isterdim. Ama artık aptal gibi bakmıyordu. Ne olmuştu bu kıza. Ses soluk kesildi. Nereye gitmişti bu kız. Ondan önce yaktığım sigramı söndürdüm. Kalktım… banyodan sesin geldiğini duyfum. Hızlıca banyoya yöneldim. Suyun altında (ki su soğuktu) derin derin nefes alarak bacak arasını yıkarken gördüm. Tüm günahları, pislikleri, olup bitenleri ve sanki tüm geçmişini o bacak arasını yıkayınca geçeceğini sanıyordu belki de… Kafasını kaldırdı… Bana baktı. Durumunu meşrulaştırmak için sanırım aptalca güldü. Bende tüm olanları onun aptallığına verecektim. En başından beri bunu yapıyordu demek ki… Bu duruma aslında onun aptal olmadığına sevdimdim.
Ben de ona zaferle gülümsedim. Aptalca “içime boşalmadığından emin misin” diye sordu. Bu cümeleye “evet” cevabı vermneden önce, onun sevişme eylemine gerçekten aşina olmadığı kanısındaydım…
Benim turuncu yüz havlumla kurulandı. Hava sıcaktı, üşütmezdi. O yüzden saçlarını kurutmadı. O kumral saçları balkonda çay içerken kurudu. Saçları kurudu, çaylar bitti. Gitmesini gerektiğini söyledi. Gitti. Gitmeden önce alnından öptüm. Bu sefer çok anlamlı gülümsedi.
0 Responses to “Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur”
Leave a Reply