Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir? - Cemil Meriç
Saatlerdir bir şeyler yazmayı bekliyordum. Bu arada müzik dinliyordum. Aslında kısmî izinlerden hiç hoşlanmıyorum. Kapalı alanlarda geçiriyorum çoğunu. O özgürce dolaşan insanları görmekten çok hoşlandığımı söyleyemem. Çıldırtan bir bekleyiş bu… bir sabrediş. Bir süre bir şeyi yapmaya mahkum edildiğinde insan çok iyi anlıyor. Bir de masallar olmasa… ve tarihî şahsiyetlerin yanılmadığı yanılgısı. Her şey yeterince sıkıcı. Herşey yavan…
Bunları ne zaman yazmıştı hatırlamıyordu. Saatler önce uzun bir yolculuktan gelmişti. Yolculuk boyunca gözünü kırpmamış, çoğunu müzik dinleyerek, kitap okuyarak ve yanındaki hacı amcanın namaz kılmasını izleyerek geçirmişti. Gündüz yolculuklarını pek bilmediği için sürekli dışarıya izlemiş, bakış açısından çabucak kayan; dağları-taşları, artık yürümekte zorluk çeken yaşlıları, İstanbul’daki kalabalığın bir kısmının alıp yerleştirilmesi gerektiğine inandığı bozkırları, araları kaç metre olduğunu merak ettiği telefon direklerini, üç-dört metrekarelik ve içinde su olan ve insanların bu suya bir şeyler serpiştirdikleri dikdörtgen tarlaları, yol kenarlarında aptal bir şoförün kazasına sebiyet verecek olan siyah taşları izledi… düşündü… ara ara tebessüm etti. “Ne oluyorum” dedi…
İçinde bir his onun elîm bir trafik kazası geçireceğini söylüyordu ve yolculuğun sağ-salim nihayetinde, içindeki sesin tekrar yanıldığını gördü. İçindeki sese bir daha kulak vermemesi gerektiğini söylüyordu içindeki ses. Bu paradoksa gülümsedi. Bu seferki anlamlı bir gülümsemeydi. Bir şey demedi.
Çok düşündü. Sürekli. Neyi-niçin düşündü, onu da düşündü. Düşüncesizliğini -bir zamanlar- onu da düşündü. Düşündürücü düşüncelerde hep düşündü. Zehir oldu yolculuk. Yanındaki adamın ona aldırış etmediğini düşündü. Onu iyi bir insan olduğunu en az sekiz torunu olduğunu, hac ibadetinden yeni geldiğini, ölüme yaklaştığını ama mutlu olduğunu düşündü. Yolculuk sonunda ne yapacağını ve aslında dünyanın da nihayete her an eriverebilen bir yolculuk olduğunu düşündü.
Bu yolculuk diğerlerinden farklıydı. Yağmurluydu. Yol kaygandı. Diğer yolcular olmasaydı o yolda o kaca arabanın kaymasını ve elim bir şekilde can vermeyi isteyecekti. İstemedi. Bunu hissetti. Şimdiden ölecek olan yolculara üzüldü. Çok derinden. Sonra bir iki tehlike atlatıldı. O hissettiği şeye yaklaşıldığını sandı. Yanıldı. Durdu. Düşündü. Şair ölümün güzel olduğunu, eğer öyle olmasaydı peygamberin ölmeyeceğini söylemişti bir zamanlar… o zaman ölmenin bir sakıncası yoktu. Ama bir peygamber gibi ölmek vardı, bir de onun gibi… bir de paygamber gibi yaşamak vardı, bir de…
Düşünce yoğunluğu eski sevgilisinin şehrinin sınırından içeriye girdiğinde her nasılsa artmıştı ve bu düşünceleri abarttığını düşündü artık. Hem kitabını okumalıydı. Sevgi, Hikmet ile evlenmişti. Ve Hikmet o ironik ve şakacı yanıyla o öksüz-yetim ve küçükken sürekli üşüyen kızdan nasıl bahsedecekti.
Bunları düşünüyordu. Bir de O’nu… “O” kimdi…. bu hikayede “O” herhangi biriydi… Öyle ki herşey olabilirdi… bir insan… belki de bir bitki… ya da bir eşya… Ama o herhalükarda bir “O” düşünmeliydi.
Çok düşündürücüydü…
0 Responses to “Düşüncelerinize Dikkat Edin; Duygularınıza Dönüşür…”
Leave a Reply