100_2801

Beni en çok satırlarım anlatır;

“O zamanlar çöllerde çiçek açtığını bilmiyordum. Takdir edersiniz ki cahil biri olarak hala bir yaşam mücadelesi vermekteyim. Bazan ölüm, gözüme pek cazip görünüyor. Bu bir umutsuzluğun, bir aşk acısının ya da kıyrıtık bir dünya meselesinden kaynaklanmıyor. Bu başka bir şey… tarifi zor… ama ölmek kimi zaman çok cazip geliyor bana hala…”

-Otobiyografik Serzenişler-

Arkadaşları aradım… yalnız olduğumu ve böyle kalmasının daha makbul olacağını, yanıldığımı, Tanrı’ya inanmaya başladığımı, oralara bir daha gelmenin bir anlamı olmadığını, atalarımın gelenekleriyle yaşamaya karar verdiğimi, içimde tuhaf bir sıkışmasının olduğunu, aksine gerçekten mutlu olduğumu, haddimi sınırımı tekrar anımsadığımı, yaralarımın iyileştiğini, buralarda havanın çok güzel olduğunu, öğle sonraları havuz başında kitap okduğumu, bana bir daha onu sormamalarını, güzel bir şarkı yazdığımı, romanımın biraz aykırı olduğunu, saçma sapan hayallere falan kapıldığımı uzun uzadıya anlattım…”

-Kelimeler Albayım. Bazı anlamlara gelmiyor-

“Bir yazarım ben…

Sadece yazmak gereksinimi duyduğu için yazan.

Bir yazarım ben, hayatında hiç kitap okumamış şımarık kızlara mekandan yoksun süreal şiirler yazan ve bunları onlara pahalı kafeteryalarda okuyan bir yazar.

Bir yazarım ben; karizmadan ve çekicilikten yoksun, hassas, kırılgan, detaycı ve hayatında başarısızlıklara imza atan ve çok garip hikayelere sahip olan bir yazar…

Bir yazarım ben; raflarda kitapları olmayan, Beyoğlu’nda bir kafede çay keyfi olmayan, Cağaloğlu’nda oturmayan ve yazar olmayan insanlar gibi davranıp bundan hayıflanan ve her daim sürekli olarak saçmalamakta ısrar eden bir yazar…

Bir yazarım ben; gerçek hayatında bir sevgilinin gülüşünden yoksun bir yazar…

Hayatta ulaşamadıklarını satırlarında yazıp yaşamaya çalışan bir yazarım ben…. tıpkı karşılığı olmayan bir tatmin olma eylemi gibi, sonunda doyumu olmayan. Hikayelerimde sever ve sevişirim. Hikayelerimde sever beni masum sevgililer, öylece gülerler bana devrik cümlelerde…

Hikayelerimde ölür, öldürür çocuk gibi tanrıcılık oynar, Tanrı’nın yarattığı dünyaya yüz ekşitip sözde daha güzel bir dünya yaratan ukala, aptal ve ahmak bir yazarım ben….”

-Yazar Ne Yazar Ne Yazmaz-

o yüzden diyorum ki terkedin beni ve bir daha gelin ve bir daha terkedin ki ben de kahr olmaya devam etmiş gibi görüneyim ve sonra sahil kenarında sonsuzluğu anlatan kitabımı okuyayım ve sahil kenarındaki balıkçıda pahalı ve bayat çaydan içeyim sonra yine aynı ritüellerle ben bu hayatı bitireyim ve sonrasını hiç düşünmeyeyim…

-Tutunamayandan Tutunamayanlara-

“Çok yalancıyımdır. Aslında hiç aşık olmadığım, -maaşının tümünü pazarda satılan  ucuz ve güzel elbiselere veren- kızlara usta oyuncu edasıyla aşık rolü yaparım. Bazen gururlu aşık, bazen karşılığını alamayan aptal bir aşık. Kimi zaman bana inanırlar, bu tregadyayı gözyaşlarıyla izlerler. Ben onlara içten içe gülerim. Dünya benim laboratuvarım, genç kızlar da deneklerim. Onların üzerinde aşkı denerim. Bazılarına yan etki yaparlar ve uzun süre etkisinden kurtulamazlar. Ama bu bir deney, doğru aşkı bulmak adına. Güzel bir amaca hizmet ediyorsunuz, bunu unutmayın…”

“Biyografik Metincikler”

“Seni ilkokulda gece yatağa yatmadan önce suretini hatırlamaya çalıştığım ve “r”leri söylemeyen ve hiç bir zaman iki kelime edemediğim sevgilimden; evimizin burnuyukarıda sahibinin dürününün torunu olan ve daha on iki yaşında olmasına rağmen genç bir kadın vakuru gördüğüm, saçları aynı senin gibi omzuna düşen ve o zamana kadar gördüğüm (on iki yaşıma kadar) ve on son evlenip-boşandığını duyduğum sevgilimden; lise yıllarında ilk görüşte aşık olduğum ve sabahlara kadar ağlayıp Ferdi Tayfur’un şarkılarını dinlediğim, uzun-ince ve yarıaptal sevgilimden; ve lisenin dört senesi her daim sevgi-saygı beslediğim ve herkesin iliklerime kadar evlenmek istediğimi bildiği ve hiç bir zaman onunla yalnız kalamadığım ve en son bola gecesinde ellerini (herkesin artık o gece herşeyi normal gördüğü bir bola  dansında) tuttuğum ve bir daha hiç tutamadığım ve en son nişanlandığını ve maddi imkansızlıkların yüzünden evlenemediğini duyduğum  ve çok üzüldüğüm sevgilimden; üniversite yıllarında yirmi eylül ikibindörtte tanıdğım, kısa boylu, hafif toplu, kumral ve uzun sançlı ve aynı zamanda dansçı olan, ve bana utandamadan bir aşık olduğunu, bir olmadığını ve kararsız olduğunu ifade eden ve benim yazı yazmaya vesile olan sevgilimden; ve masum olduğunu sandığım ve hakkında bir şey söylemekten itina ettiğim, muasır medeniyetin aptal yansımalarını bir hayat biçimi sanan bir zamanlar sevgilim olduğu için utandığım ve pişmanlık duyduğum sevgilimden, ayrı bir seviyor, özlüyorum.”

“biliyorum… onunla bir karede gülümseyerek fotoğraf çektiremeyeceğimi, onunla baharın güzel bir pazarında sahil kenarında yürüyüş yapamayacağımı, beraber aynı yatakta güzel bir sabaha uyanamayacağımı, hastalandığında telaşlanamayacağımı, çocuğumuza isim koymakta ihtilafa düşemeyeceğimizi, büyük ve pahalı alışveriş merkezlerinde onun yüzlerce seçenek arasında kararsız kalıp bu yüzden sıkalamayacağımı biliyorum…”

“Aşka Mektuplar”